4 Eylül 2013 Çarşamba

Bayram Postu



Ramazan bayramımızıda kayıt altına alayım unutmadan. Nerdeyse Kurban bayramı gelecek.

Bayram arifesinde yıllardır yaptığımız gibi eşinimn ailesinde kaldık. Bu sefer eltimin yeni bebişi olmasından dolayı onlar yoktu.
Canım eltim bizim minik kuzuya yukarıdaki elbiseyi almış. Ama birazcık küçüktü. Giydirdim. fermuarı kapanmadı bile. Fotoğrafını çektim sadece. Ayağındaki ayakkabıyı bayramdan 3 hafta önce almıştım. Asya görünce "annem ayakkabıyı giyebilim mi?" diye sormuştu. "Bayramlıkların kızım onları bayramda giyeceksin"  deyince tamam deyip hergün bayramlık ayakkabım diye evde giydi.


Kayınvalidelerle bayramlaşıp, eşimin kardeşini de yanımıza alıp, eltimlere uğradık. Kızım Ela ablasıyla sarıldı,bayramlaştı. Çok kalamadık orda. Akşama memleketimizde erkek kardeşimin nişanı vardı çünkü 4 saatlik yolumuz vardı yani.

Çok seviyorlar birbirlerini Allah bozmasın aralarını.


Ağlaya ağlaya ayrıldı minnoşlar birbirlerinden.


Veee akşam nişan saatinden yarım saat önce ulaştık memleketimize. Üzerimizi değiştirdik koca ile. İçerden bir ağlama sesi. Asya oturduğu yerde düşmüş, kolunu tutuyor. Herkes nişanın olacağı salona gitmiş. Evde bir biz varız. Neyse salona doğru gittik. Düşmenin acısıdır diye. Ama yok salonun kapısına vardık bizim kız kolunu kaldıramıyor. Hastaneye gittik. Ya yazıklar olsun ilçenin hastanesinde röntgen cihazı bozukmuş. Hem olsada alçı yapacak kimseleri yokmuş. Ne kadar ileri bir sağlık sistemimiz var.  saatlik mesafedeki başka bir ilçenin hastanesine gönderdiler bizi. Hep böyleymiş, diğer hastanelere sevk ediyorlarmış.Gittik efendim. Sıra bekliyorken ,çocuk da bir yandan ağlarken, ordaki güvenlikçinin biri farketti. Sordu bize, falanca ilçeden geldik deyince öncelik verdiler. Röntgeni çektirdik. Kolunda çatlak olabilir diye yarım yamalak birşey söylediler. Kolunu yarım alçıya aldılar bizim yaramaz ördeğin. Gidiş 1 saat, dönüş 1 saat. Memlekete varmadan 15 dakika önce küçük kardeşim aradı. Abla sizi bekliyoruz başlamadı birşey deyince, olurmu milleti bekletmeyin keyfinize bakın dedim. Bizim için o kadar kişiyi mağdur etmeyin deyince başlamışlar. Son 5 dakikasına yetiştik. misafirlerin yarısı gitmişti, bize yemek ayırmışlar sadece onu yedik çıktık bizde.:)
Birde nişanı olan kardeşim abla ya yine fotoğraf makinasının şarja koymayı unutmuşsun diye  fırça attı. Unutmuşum hakikaten. Tam yüzükleri takılırken şarjı bitmiş.
Amann dert eidlecek çok şey var bir tek bunlar olsun deidk derdimiz.:) Bayramın ilk gününü böyle bitirdik.


İkinci gün memleketimizde karadut diye bir yer var. yanında da evliyası bile var. Ağaçlar yerlere kadar eğilmiş, kapkara dutları var. Toplarken her yanın kıpıkırmızı oluyor.Oraya gittik.
En son çocukluğumda gittiğimi hatırlıyorum oraya. Hatta fotoğraflarıma baktım da o zamanda saçlarım bu boyda, üzerimde yine pembeli, kırmızılı bir gömlek varmış.Tabi ozamanlar 10-11 yaşlarımdaymışım.Aradan yıllar geçmesine rağmen tipte bi değişiklik olmamış yani, kıyafetimde bile :) Zeyno Asya keyfini çıkaramadı ağaçlara tırmanmanın. Çünkü bir gün önce hem yolda,hemde kolunu çatlattığı için tüm bir gece bir gram uyumadığından, tüm karadutta ağaçlara tırmanmalarımız sırasında kendisi baygın bir vaziyette annemin yanında uyudu. Hiçde üzüldüm diyemicem bu duruma.
Ordan gençleride toplayıp bir yere çay içmeye gidelim dedik. Bir grup önden gidip evlerden gerekli malzemeleri almaya gitti. Bizde bir kıyıda onları beklemeye başladık. Kafamızı çevirdik ki ne görelim, dimdik tepelerden birsürü keçi geliyor. Allahım minikleri pek sevimliydiler. Eşim Asya onları görsün diye yanlarına götürdü. Bir ksım keçi önden koşa koşa yolu geçtiler. Arka birsürü keçi kaldı. Çobanları bekledi bekledi, onların çıkmaya niyeti yoktu bi trülü. Çoban eşime sordu abi ne kadar daha burdasınız,ben diğerlerinin peşinden gideyim, sizde aşağıdakiler çıkınca bana haber verin deyince, eşim modern çobanlığa başladı. "heyy pişştt, gelsenize heeyy kime diyorum,pişştt..." keçileri böyle çağırdı durdu. Neyse kalan keçilerde çıktı gittilerde bende gülme krizinden kurtuldum.

Dolana dolana gittik, böyle güzel bir manzara bulunca semaverde çayımızı yapıp içtik.

Biz çay keyfi yaparken, Asya hanım ile Furkan beylerde fanta, leblebi keyfi yapmaktaydılar. İkiside aynı yaştalar. İyi anlaştılar bıdıklar.
Ohh bu fanta bir harika dostum.


Güneşi de orta batırıp, ertesi günde akraba ziyaretleri yapıp, paşa paşa evimizin, Ankara yollarına doğru yola çıktık.


Yolda ayçiceği tarlasına denk geldik. Hep isterdim öyle bir tarlada durup fotoğraf çektirmeyi ama hayallerimdeki fotoğrafçıyı da yanımızda taşımamız gerekiyormuş bu iş için. Anca bu kadarı oldu:) Yolda terlemiş, sersemlemiş Asya'nın kıvırcık saçları temalı bir ayçiçeği tarlası. O değilde, koca bir valiz Asya için elbise götürmüştüm. Sadece yakası, geniş önden açılıp kapatabilen bir iki kıyafeitni giydirebildim kolu yüzünden ona yanarım.:) Paspal gezdi minnoşum, yaralı kuşum.

Not: Pazar günü sabredemeyip alçıyı çıkardım. Pazartesi uzman bir doktora gösterdim. Turp gibi olmuş mimoşumun kolu. İyiyiz şimdi.

3 yorum:

  1. Büyük geçmş olsun....
    Allah bir daha yaşatmasın...

    YanıtlaSil
  2. Kıyamam çok geçmiş olsun canım..

    YanıtlaSil
  3. maşallah yavrulara çok güzeller...

    YanıtlaSil

Blog Listem

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Lilypie First Birthday tickers

Lilypie Third Birthday tickers

Popüler Yayınlar